28 Temmuz 2015 Salı

Nejat Ağırnaslı'dan Nartan Kılıç'a Çerkes halkının onur yürüyüşü


Selahattin   Bilici

İşte buradayız. Kendi kimliğimizle bir kez daha yürüyoruz üzerine, zulmün taştan duvarlarının. Yine yalın kılıç, yine dört nala, yine gülümseyerek. Anavatanda başlayan özgürlük türkümüz, en güzel çocukların dilinde kaldığı yerden devam ediyor. Başka topraklarda, başka halkların bağrında. Çerkesler yeniden ait oldukları yerde. Onurun, namusun, kardeşliğin saflarında. Çerkes halkının onur yürüyüşü devam ediyor.

Bizler ki bu ülke de nice vakittir ki derin bir uyku halindeydik. Kaç zaman oldu geleli? 150 yıl mı? Unuttuk mu geçmişimizi? Özgürlük ve onur için verdiğimiz bütün o savaşları. Hani yaşadığımız topraklara, yarınlarımıza kast edenlerin karşısına dikildiğimiz günleri. Düş değil hiç biri; destan, mit, uzak bir geçmişin sislenmiş hayaletleri hiç değil. Orada duruyor. Elimizi uzatıp yeniden almamızı bekliyor. Hiçbir zaman güce tapmadık. Haksızlığı kendine bayrak edinip can yakanların ardından koşmadık. Tarihin orada. Sen öğrenmezsen, sana öğretilenler bir yalanın içini zehirleyen halinden ibaret olacak. Gerçeği ters yüz edip sunuyorlar sana. Kurdukları zulüm çarkının dönmesi adına ,hem kendine hem de kardeşin olan tüm diğer halklara karşı nefretle dolduruyorlar içini. İnanma onlara. Biz bu değiliz.

Hatırla. Geldiler, kapına dayandılar. Ekmeğine, suyuna göz diktiler. Havanı, toprağını yasak kılmaya çalıştılar. Biat et dediler. Özgürlüğünden vazgeç. Binlerce yıldır yaşadığımız topraklarda misafir muamelesi yapmaya çalıştılar bize. Burada kalacaksınız benim kurallarımla, benim istediğim gibi yaşayacaksınız dediler. Özgürlüğüne aşık bir halka esareti dayattılar. Ne yaptık? Kabul ettik mi isteklerini? Sıcak bir yatak da rahat bir uyku adına sattık mı değer verdiğimiz her şeyi? Biliyorsun ne yaptığımızı. Güldük bütün sözlerine, kulak tıkadık bütün tehditlerine, inanmadık yalanlarına. Bir halk, bir vücut olduk. Çıktık karşılarına. Eşit olmayan bir savaşta haklı olmanın gururuyla bir kat daha güzelleştik. Düştük, öldük ama ne teslim olduk, ne de yenildik.

Unutma. Bizim savaştığımız şey ne başka halklardı ne de onlara karşı kök salmış nefret. Bir şeyin ayrımına varmıştık. Halkları birbirinin üzerine süren, akan kanı ile beslenenleri tanımıştık. Onlar cephelerin, savaşın çok uzağında, korunaklı duvarların arkasında hüküm süren bir avuç zalimdi. Adına ne dersen de. Bizim asıl düşmanımız mevzide karşılıklı ölüm yağdırdığımız başka halkların evlatları asla olamazdı. Üzerimize sürdükleri bu insanlar, kaçamadıkları bir zorunluluğun gereğini yerine getirmekten başka bir şey yapmıyorlardı. Evet onları öldürdük, onlar da bizi öldürdü. Ama düşman olmadık. Halklar birbirine düşman olmamalı. Halklar düşmanını tanıyıp birlikte savaşmalı.

Düşün. Gelmek zorunda kaldığımız yeri biz seçmedik. Tıpkı gelmeyi seçmediğimiz gibi. Kendimiz olarak kalmak için çok uğraştık. Sonra bir şeyler kırıldı. Ters gitmeye başladı her şey. Değişmeye başladık. Bizi biz yapan ne varsa birer ikişer gider oldu elimizden. Yok; öyle dil, kültür, gelenek, örf, adet değil kast ettiğim. Onlar da önemli bilirim. Hem de çok önemli. Ama benim demek istediğim o ki, biz zalime karşı mazlumun yanında olma yeteneğimizi yitirdik. Bir zamanlar sahip olduğumuz, ''haksız haksızdır, kim olduğu önemli değildir'' düsturundan vazgeçtik. Yeri geldi sustuk, yeri geldi zalimin gözlerinden baktık dünyaya. Amma velakin çok değiştik. Geldiğimiz biz olarak kalmaktan feragat ettik. Nedenleri, sebepleri çoktur. Yaşadıklarımızın, yaşamak zorunda kaldıklarımızın hikayesi uzundur. Haklı gerekçelerimiz vardır. Geçirdiğimiz süreç karşısında durulamayacak kadar sert olmuştur. Asimilasyon, entegrasyon, izolasyon bu ülkenin gerçeğidir. Artık biliyoruz.

Bil. Sırtımıza giydirdikleri şu elbise hepimizin üzerinde öyle rahat durmamıştır. Onlar güçlü olmanın haklı olmakla aynı anlama geldiğini dayattıkça. eski bir inadın sevimli gülümsemesi yeniden peydah olmuştur en iyilerimizin yüzlerinde. Yok be kardeşim! Senin sözlerin umuda düşman, yarına düşman, bana, halkıma düşman. Senin sözlerin zehirli bir kadeh. Al bak, döküyorum o kadehi. Bu topraklarda kendim kalarak, öteki diye düşman bellettiğin herkesle birlikte kardeşçe yaşamak istiyorum. Zor mudur bunu becerebilmek? Çok zordur. O kadar zordur ki, çok şeyi göze alman gerekir. Bir kere sadece zalim ile boy ölçüşmezsin. Onun verdiği kadeh ile, onun gözlerinden dünyaya bakan kardeşlerin de girer sıraya. Yanında olması gerekenlerin karşına dikilmesi daha çok acıtır canını. Kendi halkın tarafından hain bilinmek, ayrık otudur, temizlenir gider muamelesine maruz kalmak zalimin zulmünden çok koyar adama. Neymiş bağışlanamaz suçun? Bu ülkede barış içerisinde yaşamaya özlem duymak. Halkların kardeşliğine inanmak. Yalana, dolana, talana, namussuza, onursuza, yalancıya, katile karşı koymak. Bütün insanların kendi renkleri ile kendilerini özgürce ifade ettikleri bir gelecek istemek. Sadece istemek değil bunun için mücadele etmek. Hani demiştir ya Marks ''Filozoflar dünyayı çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.'' Üzerimizde ki elbiseyi sahibinin yüzüne fırlattığımız zaman, öyle yapıyorduk işte.

Öğren. Bize kader diye gösterilen tek gerçekliğimiz değildir. Başka gerçekler, başka yollarda var. İçine sıkıştırılmış olduğumuz çaresizlik hali gelip geçici bir durumdur. Özgürlük önce beyninin etrafını kuşatan çitleri yıkmakla başlar. Halkların özgürlüğüne giden yol tek tek bireylerin kendilerini özgürleştirmelerinden geçer. Görüyor musun? İşte Nejat, işte Nartan. Özgür bir halkın en güzel çocukları. Onların toprağa düşen bedenlerinde yeniden diriliyoruz. Kaldığımız yerden devam etmenin bilinci sarıyor benliğimizi. Biz egemenler tarafından sırtları sıvazlanan, aferinlerle avutulan, bir dediğinizi iki etmeyen akıllı, uslu bildiklerinizden değiliz. Aynı güzel atların üzerinde aynı serin yel vurur yüzlerimize. Bakışlarımız, gülüşümüz, sesimiz yine kendine döner. At sürdüğümüz yamaçların hatırası canlanır. Yeniden anımsanır iyi, doğru, gerçek bildiğimiz her şey. Haklının yanında saf tutmanın onuru bayrak olur. O bayrağa nakşederiz isimlerinizi. Nejat, Nartan.

Anla. Bir kentin güzelliğinde birleşti yolları. Kobane dediler, düştüler peşine. Birisi korumak için, öbürü yeniden kurmak. Savaşarak ölmek de varmış, oyuncak götürmek isterken de. Fark eder mi? İkisinin ucu da sonuç da çocuk gülümsemelerine çıktıktan sonra. Kim ne derse desin, kim içinde ki hangi zehri kusarsa kussun. Gerçek çarpar yüzlerine. Kendi utançlarının ve yalanlarının karanlığında kaybolur giderler. Haberleri okuyorum. İnsanların yazdıklarına bakıyorum. Sahi siz ne zaman vazgeçtiniz insan olmaktan? Hangi kurum kabul etti insanlıktan istifa ettiğinizi belgeleyen dilekçeyi? Ya siz hangi ara bu kadar kötü, vicdansız ve alçak oldunuz? Yüzünüz hiç kızarmaz mı? O yerde öylece yatan beden hepinizden çok daha canlıdır. İnsan olduğunuzu yeniden hatırlamak için sunulmuş bir fırsattır. Her şeyi, bütün öğrendiklerinizi bir kenara bırakın. Nejat'ın, Nartan'ın çağrısına kulak verin. Bu iki Çerkes'in sesinde, kişisel her türlü çıkarı, güzel gelecek düşlerini, gözlerimizi kör eden korkuları elinin tersi ile savuşturup; bir inancın peşinden koşmanın, mutluluğu bütün insanlığın yazgısı olarak kabul etmenin güzelliğini bulacaksınız. Yabancı kalmanız bundandır. İnsanlıktan çıkmanız bundandır. Kaybettiğiniz ve bir daha asla bulamayacağınız her şeyi onlarda görmenizdendir. Siz artık insan görmeye tahammül edemiyorsunuz. Küfrünüz, hakaretleriniz bundandır. Kaybettiklerinizle yüzleşmektendir. Korkularınızdandır. Yok hükmündesiniz.

Hisset. Söz konusu olan sadece bir kent değildir. O kentin içerisine sığdırılan hayallerdir. Bugünden bakıldığında bazı şeyler imkansız  gibi görünse de, her şey hayal kurmakla başlar derler. Ve bir hayalin peşinden yüzlerinden eksilmeyen bir gülümseme eşliğinde koşar dururlar. Onlar ki dünyanın umudu, yarının sahibi, insanlığın onurudurlar. Ne kadar eksilseler, ne kadar yenilseler de asla vazgeçmezler güzel bir gelecek düşlerinden. Gecenin en karanlık anında bir şiir düşer akıllarına, yeryüzü şenlik, gökyüzü aydınlık olur. Karanlıklar kaybolur. Ne kadar güzelsiniz, ne kadar insan. Ve nasıl da yaşatıyorsunuz bizlere Çerkes olmanın haklı gururunu. Kaybettiğimizi sandığımız her şey yeniden vücut buluyor inancınızın güzelliğinde. Daha hiçbir şey bitmedi. Orta yerde duran başlamış bir yürüyüşün devam ettirilmesi zorunluluğudur. Ancak hiçbir zorunluluk böylesine büyük bir istekle, kararlılıkla başlamamıştır. Bunu da bilesiniz. Sizin sayenizdedir hepsi. Teşekkür ederiz.

Hikayemiz bitmedi. Sadece kısa bir ara verilmişti. Şimdi bıraktığımız yerden sürdürme zamanı . Nejat'ın, Nartan'ın açtıkları yeni sayfadan.  Kaf Dağı'nın çocukları uyandı. Dünden bugüne Çerkes halkının onurlu yürüyüşü devam ediyor. Yolumuz açık olsun.

Biz de varız. Korkmuyoruz, sinmiyoruz, susmuyoruz. Halkımızın adını yüceltiyoruz!

Baktığımız yer, ırkçılık ve gericiliğin kör karanlığı değil, enternasyonalizmin halkları kardeş kılan bayrağıdı!

Baktığımız yer Rojava'da şehit düşen Suphi Nejat Ağırnaslı'nın gülümseyen gözleridir!

Baktığımız yer Nartan ve Ferdane Kılıç'ın yaşamı kutsayan yolculuğudur!

Baktığımız yer Suriye'de IŞİD barbarlığına karşı direnen Çeçen Taburu'nun onurlu direnişidir!

Geleceğimiz oradadır!


Çerkesya
Diaspora
Çerkes Sorunu
Makale Almir Abreg:Çerkesya Ülkesinin Yok Oluşunu Düşündüğümde…

Anavatana Dönüş
Spor
Turizm