26 Mart 2015 Perşembe

Dil Ulusun Hayat Kaynağıdır

Dil ulusun hayat damarı, hayat kaynağı, canıdır. Ulusu yaşatan, ayakta tutan olgu anadilidir. Dil varsa, ulus da vardır, ulus dille moral bulur, ayağa kalkar. 

Küresel çapta hızlı ve köklü değişimlerin yaşandığı bir çağda, Ulusal bilincin geliştirilmesi ve canlı tutulması için  anadilinin kullanılması ve öğrenilmesi, bizlere her  dönemdekinden daha çok  yeni görev ve sorumluluklar yüklüyor. Peki bu konuda devlet ne gibi bir politika izliyor?

Bugün Adıgey’de 100’ü aşkın ulustan kişiler karşılıklı bir dostluk anlayışı ve barış içinde bir arada yaşıyorlar. Cumhuriyetimizde bir ulusal çatışma durumu yok. Ama bu durum dil konusunda hiçbir sorunun bulunmadığı anlamına da gelmiyor.

1853 yılında Tiflis’te ilk Adıgece Okuma Kitabı (harıfıĺ) yayımlandığında, Adıgeler tarihlerinde ilk kez Stavropol Lisesi pansiyonunda anadilinde öğrenim görme olanağını elde etmiş oldular. Adıgeceyi öğreten de Adıge alfabesini hazırlamış olan Bersey Vımar (Ömer) idi. Vımar Rusça, Fransızca,Türkçe ve Arapçayı iyi bilen biriydi.

Ancak kitlesel anlamda ulusun okuma ve yazma olanağına kavuşması, anadilinin okutulduğu okulların açılması, anadilinde kitapların, gazetelerin ve dergilerin yayımlanmaya başlanması 1917 Ekim devrimi sonrasında gerçekleşebildi. Kuban oblastında (ilinde) Sovyet iktidarının kurulması üzerine, Dağlıların (-Adıge,  Abazin, Nogay, vb)  sorunlarının çözümü için Kuban oblast  komitesi anadilinde alfabeler ve okuma kitapları hazırlanması ve okullar açılması görevini komiser Şevcen Mos’a vermişti. 1918 yılında Arap alfabesi esas alınarak ilk okuma kitabı yayımlandı ve anadilinde eğitim veren birkaç köy okulu açıldı.

1927 – 1928 yıllarında Latin harflerine dayalı alfabe, okuma kitabı ve yardımcı ders kitapları  yayımlandı. Latin alfabesi, Arap alfabesine göre okuma yazma kolaylığı sağlamış oldu. Ama iş bununla kalmadı, -1937’de- Rus harflerine dayalı yeni bir Adıge alfabesi kabul edildi, bu yeni  alfabede  tek bir ses için iki üç harf birlikte kullanılıyordu.

Geniş Adıge nüfus kesiminin okuma yazma öğrenmiş olması, Adıgelerin Rus ve dünya kültürü ile tanışmasına ve ilişki kurmasına, anadilinde kitaplar yayınlanmasına, okullar açılmasına ve ulusal kadroların hazırlanmasına yol açtı.

Ancak 1950’li yıllarda ulusların kültürlerinin hızla birbirine yaklaştırılması (-standartlaştırma-) adı altında birlik cumhuriyetleri ile  özerk cumhuriyet ve özerk illerde (oblast) bulunan ve anadilinde eğitim veren okullar kapatılmaya, ulusların özgürlükleri yok edilmeye başlandı. Konuşulmayan dilin eridiği, dilini yitiren ulusun da baskın ulusa karışıp/ katılıp yok olduğu bilinen bir gerçek. Bu tür bir politik yaklaşım uluslar arası ilişkilerin kötüleşmesine yol açtı (1).

Enternasyonalist bir toplumsal yaşam ve ulusları birbirine yakınlaştırma adı altında okullarda anadili öğretilmemeye başlandı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi ile birlik cumhuriyetlerinin yerel parti Merkez Komiteleri tarafından alınan kararlarda  anadilinde okutulan derslerin azaltılması, Rusça derslerin çoğaltılmaları isteniyordu.

-Sovyet lideri- Kruşçev dönemi parti sözcüleri (ideologları) anadili bilinmeden de ulusal kültürün geliştirilebileceğini görüşünü savunuyorlardı. Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Yazarlar Birliği Başkanı Sergey Mihalkov bu tür bir yaklaşıma karşı çıkmış, Sovyet Yazarlar Birliği’nin bir toplantısında şöyle konuşmuştu: “Ulusal edebiyatı (-Rus olmayan edebiyatları-) korumak istiyorsak, okullarda Rusça ile birlikte anadilini öğrenme olanağını hızla uygulamaya koymamız gerekiyor. İlk planda anadiline, ikinci planda da Rusçaya yer verilmeli. Başkırt ve Mari özerk cumhuriyetlerinde anadilini bilmeyen gençler var. Ulusal edebiyat bu gibi cumhuriyetlerde nasıl geliştirilebilir?”

-Adıgeler olarak- Rus olmayan kişilerin Rusça öğrenmelerinde bir sakınca görmüyoruz. Bizim doğru bulmadığımız şey, Rusçanın anadiline ayrılması gereken yere getirilip oturtulmuş olmasıdır. Diğer diller, İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve Arapça gibi ve  o kategoride kalması koşuluyla Rusçanın öğretilmesini destekleriz. Anadili, isteğe gönüllülüğe bırakılarak kim vurduya getirilemez, diyoruz.

Dil ulusun hayat damarı, hayat kaynağı, canıdır. Ulusu yaşatan, ayakta tutan olgu anadilidir. Dil varsa, ulus da vardır, ulus dille moral bulur, ayağa kalkar, daha iyisini hedefler ve ileriye bakar. Dilini yitiren bir topluluk ulus olmaktan çıkar, kültürü  çöker, yavaş yavaş tarih sahnesinden silinir ve başka uluslar içinde eriyip gider.

1965 – 1966 yıllarında Adıgey’in  ulusal okullarındaki Adıge sınıflarında dersler Rusça okutulmaya başlandı. Bütün dersler Rusça okutuluyordu, anadili seçmeli ders (predmet) olarak fazladan okutulabiliyordu (2). Bu uygulama Rusçaya verilen önemi artırdı, Adıgecenin kullanım alanı hızla geriledi.

Anadilinin geleceği konusunda Adıge aydınlarının endişe içine düşmüş olduklarını belirtmeye bile gerek yok. Üretim, toplum yaşamı, eğitim ve bilim alanında Adıgecenin daha az kullanılmaya başlanmış olması sonucu Adıge kökenli birçok kişi Rusçayı kendi anadili olarak görmeye başladı. 1989 yılı nüfus sayımına göre Adıgeceyi anadili olarak gören Adıgelerin oranı yüzde 94,7’ye düştü. 

Uygulanan dil politikası sonucu özerk ilde (Adıgey’de), özellikle kentlerde öğrenciler ve bazı aileleri arasında Adıge edebiyat diline olan ilgi azaldı, Adıgece büsbütün yok olmanın eşiğine dayandı. Adıgece sadece bir ulusal simge olarak değil, bizi kuşatan dünyayı, ulusun tarihini kapsayan, onun ürünlerinin değerlendirildiği ve yeterince kullanım olanağı olan bir dil yapılmalıydı.

Öğrencilere ulusun tarihini öğretme işi de aynı biçimde düşüş kaydetmişti. Tarihimizi öğrenme olanağımız kalmamış gibiydi. On yıllardan beri bir özerkliği, bir devlet kuruluşları olmasına karşın Adıgeler kendi tarihsel miraslarını, değerlerini öğrenme olanağından yoksun bırakılmışlardı. Özerk il okullarında Adıge sözlü ürünlerine ilişkin dersler gerekli ölçüde işlenemiyor, çok sayıda ulusun tarihi değersizleştiriliyor, gerçeklerden saptırılmış biçimde öğretiliyordu. Adıgelerin köklü ve zengin bir tarihi vardı, ancak Kafkas Savaşı’na, Dağlıların Türkiye’ye sürülmüş olmalarına ilişkin bilgiler ansiklopedilerde ve okul kitaplarında yer almıyordu. Tarih fakülteleri öğrencilerinin okuduğu Sovyetler Birliği Tarihi kitabında Kafkas Savaşı konusuna çok az yer veriliyordu. Oysa, öğrencilerimiz Mezopotamyalılara, Mısır Firavunların ilişkin bilgileri alabildiğine, genişliğince öğreniyorlardı. Bu öğrenciler kendi uluslarının geçmişini ise ya hiç bilmiyor ya da öğrenemiyorlardı.

Çocuklarımızın iyi ve doğru bir eğitim ve öğretim görmeleri için, ulusun kültürünü, gelenek ve göreneklerini, toplumsal ilişkileri, folkloru ve edebiyatı tutamak/ dayanak yapmak, anadilinin lezzetini kavratmak gerekiyor. Japonya, Çin, Hindistan ve başka ülkelerde ulusal geleneklere değer verildiğini, çocukların ve büyüklerin kötü örnek olmaktan kaçındıklarını biliyoruz. Yüzyıllar süresince oluşturulmuş ulusal pedagojiye/ eğitim - öğretim anlayışına uygun biçimde hâlâ hareket etmekte olmaları bu sayededir. 

1980’li yılların ikinci yarısında anadillerinin canlandırılmaları, geliştirilmeleri, bu dillerin birçok alanda kullanılmaları yönlü ciddi mücadeleler başladı. 28 Haziran 1991’de Adıge Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin devlet egemenliği Bildirisi kabul edildiğinde, dile ilişkin yürütülecek programlar da cumhuriyetimizin çalışma  alanı içine alınmıştı. Mart 1994’te “Adıge Cumhuriyeti’nde yaşayan ulusların Dilleri Üzerine” adlı Adıge Cumhuriyeti Yasası çıkarıldı. Ardından, Mart 1995’te kabul edilen Adıge Cumhuriyeti Anayasası’nda Adıgece ile Rusça resmî diller olarak belirlendi.  
Adıge Cumhuriyeti Anayasası, devlet egemenliği Bildirisi ve “Adıge Cumhuriyeti’nde yaşayan ulusların Dilleri Üzerine” adlı Yasaya dayanılarak, Adıge Cumhuriyeti’nin resmî dillerini koruma ve geliştirme konulu devlet programı hazırlandı ve uygulamaya kondu.

Söz konusu programın kabul edilmesi üzerine Adıgeceye verilen değer hissedilir bir ölçüde arttı ve bu iki dil (-Rusça ve Adıgece-) Adıgey’in tüm okullarında okutulmaya, toplumsal (kamu) yaşamın değişik alanlarında kullanılmaya başlandı. İlkokul öğrencileri Adıgece ders görüyorlardı, 5’inci sınıftan 11’inci sınıfa kadar anadili ayrı bir ders (seçmeli ders) olarak okutuluyordu, yüksek okullarda da anadilini seçenler için öğrenim olanağı vardı. “Eğitim Üzerine” adlı Adıge Cumhuriyeti Yasasına göre, yüksek okullarda, meslekî eğitim liseleri giriş sınavlarında iki resmî dilden biriyle yazılı  sınava girme hakkı getirilmişti (3).
“Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nde Yaşayan Ulusların Dilleri Üzerine” adlı Yasa, ulusların dil ve kültürleri ile sosyal sorumluluklarını geliştirme amacına büyük bir  önem veriyordu. Rusya Federasyonu’nda yaşayan ulusların dillerini koruma altına alma içerikli devlet programında anadili yanında yörelerde (federe birimlerde) kullanılan diller de dikkate alınmıştı.

Ancak Federal Merkez (-Moskova-) sayıca az olan ulusları eritme amaçlı çalışmaları da başlatmıştı. Örneğin, 1 Aralık 2007’de “Rusya Federasyonu Federasyon Sözleşmesi’nin  bazı maddelerinin değiştirilmesi üzerine” konulu 1 Aralık 2007 tarih ve N 309 sayılı Federal yasa Devlet Duması’nda kabul edildi. Eskiden ulusal konular ve dersler yörelerde (federe birimlerde) yüzde 15 – 25 arasında işleniyor, okutulabiliyordu. 1992’de federal yetki, yerel – ulusal yetki ve eğitim kurumları biçiminde üç ayrı  ölçü/ yetki kategorisi kabul edilmişti. Yeni yasa, tanınmış üç yetkiyi (alanı) tek bir alanla sınırlıyor, daraltıyordu. Bu durum Rusya Federasyonu Anayasası 72’inci maddesinin birinci fıkrasına da aykırıydı. Çünkü eğitim ve öğretim, bilim, kültür, beden eğitimi ve spor konularına ilişkin yetkiler Rusya Federasyonu ile yöreler (yerel birimler) tarafından ortak olarak yürütülecek yetkiler kapsamına giriyordu.

Bu yeni yasaya ilişkin görüşlerini belirtmek üzere Kasım 2008’de Rusya yerel birimleri temsilcileri -Tataristan’ın başkenti- Kazan’da bir araya geldiler. Rusya Federasyonu Eğitim ve Bilim Bakanı Andrey Fursenko toplantıdaki konuşmasında yanlışlık yapıldığını kabul etti, federal yasa kabul edilirken yerel-ulusal birimler eğitim yetkililerinden ve yasama organlarından görüş alınsaydı, o tür hatalardan kaçınılabilirdi, dedi.

Toplantıda alınan kararda Rusya Federasyonu “Eğitim Yasasında” düzeltmeler/ değişiklikler yapılması gereği belirtildi. Değişiklikler yurttaşların ilk ve orta dereceli (gurıt) okullarda anadilinde eğitim hakkı bulunduğuna ilişkin anayasal hakların yerine getirilmesi, temel eğitim programında Rusya Federasyonu yörelerinde bulunan ulusal-yerel özelliklerin dikkate alınmaları konuları üzerineydi.

2008 yılı sonlarında Rusya Federasyonu Eğitim ve Bilim Bakanlığı’nda bir komisyon kuruldu. Komisyon 2009 yılı temmuz ayında yörelerden gelen taleplerin yerine getirileceği açıklamasında bulundu. Orta dereceli okullarla anaokulu tüzük ve yönetmeliklerinde Rusya Federasyonu’nda yaşayan halkların dillerinde ve dış ülkeler resmî dillerinde ders konularının işlenebileceğine ilişkin düzeltmeler yapıldı. Cumhuriyetlerin yerinde olan talepleri eğitim alanında dikkate alındı. Anadilinde sosyal politika, bilimsel edebiyat konularında gazete ve dergi yayınlanıyor, tiyatro, radyo, televizyon ve diğer alanlarda bugün Adıgece daha geniş bir biçimde kullanılıyor.
Doç. Dr. Neğuč Hamid
Tarihçi. 
Adıge mak, 16 Mart 2015-03-25
Çerkesçe'den çeviren: Hapi Cevdet Yıldız

(1) - Adıgey’de Rus yolcuların bulunduğu bir otobüste Adıgece konuşan kişi otobüsten atılabiliyor, Kabardey-Balkar’da da otobüse bir Rus yolcu bindiğinde yerini ayakta kalacak olan  Rus’a bırakmayan Kabardey ya da Balkar’ın suratına okkalı bir şamar atılabiliyordu. Efendi Rus ayakta, ikinci sınıftan Kabardey ya da Balkar oturuyor, bu olacak şey değildi.- hcy 
(2) – Karadeniz kıyısındaki Şapsığ’da o kadarına bile izin verilmiyor. Eğitim tamamen Rusça olarak uygulanıyor. – hcy
(3) - Sözü edilen uygulamaya Yeltsin ve Putin  dönemlerinde değişiklikler getirildi, kazanılmış haklarda kısıtlamalara gidildi. Şimdiki uygulamaya göre, kentlere akımlar sonucu boşalan köylerde sayıları gittikçe azalan ulusal okullar kalmış, sınıfına göre değişmek üzere bu okullarda seçmeli ders olarak haftada 3 ile 5 ders fazladan okutulmakta, diğer dersler Rusça işlenmekte, Rusça sınıflar, fazladan Adıgece dersler (3- 5 saat) bulunmadığı için daha erken paydos edilmekte, bu da öğrenciler nezdinde  Adıgeceyi sevimsiz/ istenmeyen dil konumuna düşürmektedir. Kent, ilçe merkezi ve beldelerde ise okulların çoğu tamamen Rusça olarak öğretim vermekte, bazılarında Adıgece sınıflar açılmışsa (ki, çoğunlukla zor öğrenen öğrenciler için açılıyor)Adıgece dersleri haftada 1-3 ders arasında fazladan ve seçmeli ders olarak okutulmaktadır. (Daha çok bilgi için bkz. "Yaramı Deştin, Nuriyet", Cherkessia.net - hcy
 Not: Günümüzde Rusya Federasyonu tamamında  Rusça zorunlu bir eğitim dili olarak bütün okullarda okutuluyor, diğer diller ise isteğe bağlı seçmeli ders dilleri konumunda. Rusça dışındaki resmî dil statüleri ise çok kısıtlı olarak kamu yaşamına yansıyabilmektedir. Bunu belirttikten sonra Sayın biliminsanının günümüzde okullarda uygulanan eğitim programından da daha geniş söz etmesi beklenebilirdi. Umarım başka bir yazısında konuya genişliğince değinir. - hcy

Çerkesya
Diaspora
Çerkes Sorunu
Makale Almir Abreg:Çerkesya Ülkesinin Yok Oluşunu Düşündüğümde…

Anavatana Dönüş
Spor
Turizm